lisa: dad, do you know what schadenfreude is?
homer: no, i do not know what shaden-fraude is. (alayli) please tell me, because i’m dying to know.
lisa: it’s a german term for `shameful joy’, taking pleasure in the suffering of others.
homer: oh, come on lisa. i’m just glad to see him fall flat on his butt! He’s usually all happy and comfortable, and surrounded by loved ones, and it makes me feel… what’s the opposite of that shameful joy thing of yours?
lisa: sour grapes.
homer: boy, those germans have a word for everything!
Posted in Uncategorized | Leave a Comment »
inci küpe. kırmızı ruj. omuzlarından beline dökülen. jazz.
Posted in Uncategorized | Leave a Comment »
bach-air, morning glory notebooks, pg tea tips, rays of light through the curtains of my window, clouds passing on a monday morning..

Posted in Uncategorized | Leave a Comment »

parizyen sokak

Il ne faut pas attendre la soif pour tirer l’eau du puits.
Posted in Uncategorized | 1 Comment »
Posted in Uncategorized | Leave a Comment »
Paris’te ruyya gibi sürpriz bir doğumgünü partisi ile 21 yaşıma girmiş bulunmaktayım. Burada yaşlanmak bile güzel
En çok da pastama ve mumlarıma ve Eiffel’e karşı yudumladığım noisette’ime bayıldım. Zarif annecim, cici babacım, teşekkürler! Tabi mail kutumu doldurup taşıran pek sevgili arkadaşlarım da beni ziyadesiyle mesud ettiler. Hatta sevgili Nelly teveccüh gösterip mektup bile göndermiş ama ulaşmadı bana
Umarım İstanbul’a dönmeden gelir. Artık fakültede üçüncü sınıfa geçmiş, hayata biraz daha yaklaşmış genç bir hanım olarak herkese benden akordeon eşliğinde parfüm kokulu Audrey Hepburn posterleri gelsin
Cyndie Lauper – Girls just wanna have fun !

Posted in Uncategorized | 1 Comment »
sonunda yağmur yağıyor. eylül bu kadar güzel bir ay işte. sonbaharı, yağmuru, pasta ve mumları getiriyor.
ama..
geçtiğimiz pazar günü, tam bir ağustos pazarıydı ve bois de boulogne’a yürüyüşe gittik.
ördekleri ve güvercinleri besledik.
yaprakları sararmış bile. minik bir çağlayanın hemen yanından bu ağaç.
sudan bir çerçevenin içindeki ufak yaprak. kelebekleri camdan muhafazaların içine koydukları anahtarlıkları hatırlattı bana.
doğa ile iç içe bir pazar gününü de böylece sonlandırmış olduk sevgili izleyenler.
yalnız üzüldüğüm şey, this time i feel my luck could change diye thom’a prag’ta eşlik edenlerden olamamış olmak. belki başka sefere.
Posted in Uncategorized | Leave a Comment »
Blair Waldorf’un gardrobu benim olsaydı dünya daha güzel bir yer olmaz mıydı? :p


Posted in Uncategorized | 1 Comment »



is a hard thing.